Ocak ve Şubat Ayında Hangi Balıklar Yenir? Kışın Deniziyle Barışma Rehberi
İzmir’de yaşayan biri olarak kışın iki farklı insan oluyorsun. Yazın “Abi deniz kenarında yaşanır ya” diye gezen adam gidiyor, yerine sabah 07.30 vapurunda burnu kıpkırmızı olmuş, simidi martıya kaptırınca hayatını sorgulayan biri geliyor. Hele ocak ve şubat… İnsan montun cebine ellerini sokarken bile dramatik düşünüyor.
Geçen gün Karşıyaka Çarşı’da balıkçıya girdim. Adam levrek temizliyor, ben içimden “Acaba hayatımda gerçekten doğru kararlar aldım mı?” diye düşünüyorum. Balıkçı abi bir anda:
— “Kardeşim sardalya al, tam zamanı.”
Bir anda kendime geldim. Çünkü bizim ülkede duygusal kriz bile ekonomik şartlara bağlı. Sardalya uygunsa mutluluk hormonu salgılanıyor.
İşte tam da bu yüzden “Ocak ve şubat ayında hangi balıklar yenir?” sorusu sadece mutfak konusu değil. Bu biraz yaşam rehberi. Biraz kış depresyonuna karşı savunma sistemi. Biraz da mangal dumanı eşliğinde arkadaş ortamında boş yapma bahanesi.
Ocak ve Şubat Ayında Hangi Balıklar Yenir? Çünkü Mevsim Her Şeydir
Bizim milletin en büyük özelliklerinden biri şu: Her konuda uzmanız. Taksici ekonomi bilir, berber futbol bilir, enişte deprem yönetmeliği anlatır. Balık konusunda da herkes profesör.
Ama işin gerçeği şu; balığın mevsimi gerçekten önemli. Çünkü doğru zamanda yenilen balık hem daha lezzetli oluyor hem daha yağlı oluyor hem de fiyat olarak biraz daha insaflı kalabiliyor.
Ocak ve şubat ayında hangi balıklar yenir diye bakınca aslında kışın yıldız kadrosuyla karşılaşıyoruz.
Hamsi
Karadeniz’in Cristiano Ronaldo’su.
Hamsi öyle bir balık ki insanlar onun için tartışıyor. “Gerçek hamsi tava böyle yapılmaz” diye masada sesler yükseliyor. Sanki NATO toplantısı yapılıyor.
Ocak ayında hamsi hâlâ çok güzel olur. Yağlıdır, lezzetlidir. Özellikle mısır unuyla çıtır yapılınca insan kendini kontrol edemiyor.
Ben bir kere “Az yiyeceğim” diyerek başladım, 40 dakika sonra ekmek arası yapıyordum.
Bir noktada annem:
— “Oğlum biraz yavaş.”
dedi.
Ben:
— “Anne balık omega 3.”
dedim ama aslında olay tamamen açgözlülük.
Lüfer
Lüfer biraz mahalledeki karizmatik çocuk gibi. Herkes sever ama ulaşması bazen zor olur.
Şubat ayında hâlâ güzel lüfer bulunabilir. Izgarası inanılmazdır. Yanına roka, kırmızı soğan, biraz limon…
Bir lokma alırsın ve kısa süreliğine bütün borçlarını unutursun.
Gerçi ben geçen lüfer yerken elektrik faturası mesajı geldi. Balığın tadı ağzımda bir anda Excel tablosuna dönüştü ama olsun.
Palamut
Palamut genelde sonbaharın yıldızı gibi bilinse de kışın başlarında hâlâ denk gelebiliyor. Özellikle doğru yerdeysen.
İzmir’de bazı balıkçılar vardır, sana balığı anlatırken sanki çocuklarını övüyorlar.
— “Abi bu palamut var ya bugün denizden çıktı.”
Zaten balığın uzaydan çıkmasını beklemiyoruz ama adamın heyecanı bulaşıyor.
Palamut tava ya da fırında gerçekten efsane oluyor. Tek problem kokusu. Çünkü evde balık pişince perdeler bile hayatı sorguluyor.
Kışın En Güzel Olayı: Balık Sofrası
Bak şimdi dürüst konuşalım.
Kışın dışarı çıkmak bazen çok yorucu geliyor. İnsan battaniyenin altından çıkarken bile “Buna değer mi?” diye düşünüyor.
Ama balık sofrası başka.
Özellikle cumartesi akşamı arkadaşlarla kurulan masa…
Bir tarafta roka salatası.
Bir tarafta beyaz ekmek.
Ortada balık.
Arkada hafif arabesk.
Sonra biri mutlaka şunu der:
— “Oğlum hayat çok garip ya.”
Balık sofralarının yüzde 70’i zaten bu cümleyle ilerliyor.
Bir arkadaşım vardı, normalde hiç duygusal değildir. Bir gece çipura yerken:
— “Ben aslında içimde çok kırgın biriyim.”
dedi.
Adamı ilk defa o gece insan olarak gördük.
Çipura
Ocak ve şubat ayında hangi balıklar yenir listesinin klas isimlerinden biri de çipura.
Çipura biraz düzenli hayat yaşayan insan balığı gibi geliyor bana. Temiz, risksiz, garanti lezzet.
Izgarası mükemmel olur. Özellikle deniz kokusunu fazla ağır istemeyenler için çok iyi seçenek.
Ama çipura yerken hep dikkatli davranıyorum çünkü kılçık olayı beni psikolojik olarak geriyor.
Bir kere kılçık boğazıma kaçtı diye üç gün boyunca yoğurt yiyerek yaşadım. Doktora gitmedim çünkü Türk erkeği refleksi:
“Geçer ya.”
Geçmedi bu arada. Ekmekle çözdük.
Levrek
Levrek tam “Ben kaliteli bir akşam geçirmek istiyorum” balığı.
Fırında sebzeyle yapılırsa insan kendini Ege’de butik otelde hissediyor. Normalde öğrenci evi mutfağındasın ama bir anda hayatın Instagram filtresi değişiyor.
Levrek aynı zamanda ilk buluşma balığı gibi de duruyor.
Çünkü kimse ilk buluşmada:
— “Bana 2 kilo hamsi.”
demez.
Levrek daha kontrollü, daha sakin bir enerji veriyor.
Balıkçıya Gitmek Başlı Başına Bir Deneyim
Ocak ve şubat ayında hangi balıklar yenir sorusunun yarısı aslında balıkçı deneyimi.
Balıkçılar ayrı bir evren.
İçeri giriyorsun:
— “Abi ne verelim?”
Ben her seferinde sanki gizli sınava girmişim gibi geriliyorum.
Çünkü balıktan anlamıyormuş gibi görünmek istemiyorum.
Geçen gün balığa bakıp:
— “Bu deniz levreği mi?”
dedim.
Adam:
— “Yok kardeşim o mezgit.”
Ben o an keşke görünmez olsam istedim.
Bir de fiyat sorarken yaşanan hafif korku var.
Balığı gösteriyorsun:
— “Bu ne kadar?”
Adam söylüyor.
Sen:
— “Hııı.”
diyorsun ama içinden:
“Bu balık mı pahalı ben mi başarısızım?”
diye düşünüyorsun.
Mezgit: Sessiz Kahraman
Mezgit çok underrated balık.
Kimse masada heyecanla:
— “Arkadaşlar bugün mezgit aldım!”
demez.
Ama güzel kızartılmış mezgit inanılmaz gider.
Özellikle yanında turşu ve sıcak ekmek varsa olay bitmiştir.
Ben mezgiti biraz lise aşkına benzetiyorum. İlk başta fazla heyecan yaratmaz ama sonradan değerini anlarsın.
Tekir
Tekir balığını seven insanla hemen arkadaş olurum.
Çünkü tekir seven insan detaycıdır.
Küçük ama lezzetli balıktır. Tavada mükemmel olur.
Tek sorun şu: Yerken biraz sabır lazım.
Ama zaten hayat da öyle değil mi?
Bazen küçücük şeyler en büyük mutluluğu veriyor.
Bak yine düşündüm. Balık yazısından varoluşsal noktaya geldik.
Kış bunu yapıyor insana.
Ocak ve Şubat Ayında Balık Yemenin Psikolojik Faydaları
Bence bilim insanları bir gün şunu açıklayacak:
“Kışın balık yiyen insanların moral seviyesi daha dengeli.”
Çünkü sıcak ev.
Tavada balık sesi.
Limon kokusu.
Ekmek banma ritüeli…
Bunlar terapi gibi.
Ben özellikle yağmurlu havada balık yemeyi çok seviyorum.
Cam buğulu.
Dışarıda rüzgâr var.
Sen içeride sıcak çorba ve balıkla oturuyorsun.
O an hayatın düzeleceğine inanıyorsun.
Sonra telefon geliyor:
“Kredi kartı ekstreniz…”
Neyse.
Balığın Yanına Ne Gider?
Bu konu çok önemli.
Çünkü yanlış eşleşme bütün büyüyü bozabiliyor.
Roka Salatası
Balığın Messi’si varsa roka da Xavi’si.
Onsuz olmuyor.
Bol limon, zeytinyağı, biraz kırmızı soğan… O masa bir anda seviyeli ilişkiye dönüşüyor.
Turşu
Bazıları garipsiyor ama ben balığın yanında turşuya inanıyorum.
Özellikle mezgitte.
Asidik tat olayı dengeliyor.
Şu an bunu gastronomi uzmanı gibi söyledim ama aslında canım çekti.
Helva
Balık sonrası helva çok acayip bir gelenek.
Mantıklı mı bilmiyorum.
Ama güzel mi?
Evet.
Bizim toplum biraz şöyle çalışıyor:
“Tatlı varsa sorgulama.”
Sonuç: Kışın En Güzel Şeyi Belki de Balık
Ocak ve şubat ayında hangi balıklar yenir sorusunun cevabı aslında biraz da şu:
Kışın insanı ayakta tutan küçük mutluluklar nelerdir?
Hamsi vardır.
Lüfer vardır.
Çipura vardır.
Levrek vardır.
Mezgit vardır.
Tekir vardır.
Ama işin özü sadece balık değil.
O sofradır.
Muhabbettir.
Limon sıkarken yapılan saçma şakalardır.
“Ben hesabı öderim” deyip sonra IBAN isteyen arkadaşlardır.
Kış bazen insanın içini daraltıyor. Sabah hava karanlık, akşam hava karanlık… İnsan kendini düşük pil modunda hissediyor.
Ama güzel pişmiş bir balık ve samimi bir masa gerçekten bütün modu değiştirebiliyor.
Şimdi canım inanılmaz hamsi çekti.
Sanırım yazıyı burada bitirip balıkçıya gidiyorum. Umarım fiyat sormadan önce psikolojik olarak hazırlanabilirim.