“İlk anayasayı kim hazırladı?” sorusuna tek ve konforlu bir cevap bekleyenleri hayal kırıklığına uğratacağım: Bu soru baştan hatalı. “İlk” dediğinizde neyi kastediyorsunuz? İlk yazılı metin mi, ilk ulus-devlet anayasası mı, ilk haklar bildirgesini içeren belge mi? “Kim” dediğinizde tek bir dehayı mı arıyorsunuz, yoksa kolektif bir kurucu aklı mı? Bu yazı, ezberleri bozmak ve tartışma çıkarmak için yazıldı. Kabul: net bir isim, sınav sorularında iş görür. Ama tarih, sınav kâğıdı kadar basit değil. O halde cesur olalım: “İlk anayasayı kim hazırladı?” sorusunu tersine çevirelim ve onun arkasındaki güç ilişkilerini, gözden kaçanları ve politik tercihleri sorgulayalım.
“İlk anayasayı kim hazırladı?” — Sorunun kendisi sorunlu
Bu soru, tarihsel karmaşıklığı tekil bir kahraman anlatısına indirgiyor. Oysa anayasa dediğimiz şey; müzakere, çatışma, pazarlık ve çoğu zaman da dışlayıcı uzlaşıların ürünüdür. Peki neden hâlâ tek bir “yazar” peşindeyiz? Çünkü siyasal mitler yalın kahramanları sever: iktidarın doğuşunu kişiselleştirir, toplumsal emeği görünmez kılar.
Kriter meselesi: “İlk” neye göre “ilk”?
“İlk” demeden önce şu ölçütleri açıkça koymalıyız:
- Yazılılık ve bütünlük: Parçalı tüzükler mi, yoksa kapsamlı ve kendini “anayasa” diye kuran bir metin mi?
- Egemenlik anlayışı: Tanrısal/monarşik yetkiden halk egemenliğine geçiş var mı?
- Kurumsal mimari: Kuvvetler ayrılığı, yasama-yürütme-yargı tasarımı ne kadar belirgin?
- Haklar kataloğu: Bireysel hak ve özgürlükler gerçek mi, yoksa süslü vitrin mi?
Bu kriterleri değiştirdikçe “ilk” değişir. İşin rahatsız edici, ama dürüst kısmı budur.
Öne çıkan adaylar: Aynı soruya farklı yanıtlar
1600 San Marino Statüleri
Ortaçağ köklerine dayanan ve 1600’de derlenen statüler, küçük bir cumhuriyeti kurumsallaştırır. “Anayasa” kelimesini kullanmasa da, bir yönetim iskeleti sunar. İlk mi? Yazılılık ölçütünü önceleyenler için güçlü bir aday.
1639 Connecticut “Fundamental Orders”
Yeni Dünya’daki yerleşimlerin ortak yönetim kurallarını yazar. Siyasi ilham kaynağı olarak vaiz Thomas Hooker anılır; fakat metnin başlıca kaleminin Roger Ludlow olduğu sıklıkla vurgulanır. Ulus-devlet ölçeğinde değildir ama yazılı-çerçeve niteliği anlamlıdır.
1755 Korsika Anayasası
Pasquale Paoli önderliğinde, temsil ve yurttaşlık fikrini kıta Avrupası’nda cesurca deneyen bir girişim. Uluslararası güç dengeleri yüzünden kısa ömürlü kaldı; ama “erken modern” anayasal deneyler içinde etkileyicidir.
1787 ABD Anayasası
Philadelphia’daki Kurucu Kongre, modern anayasacılığın vitrini. James Madison “Anayasanın Babası” diye anılır; ancak altını çizelim: Bu, kolektif bir kurucu süreçtir. Federalizm, kuvvetler ayrılığı ve denge-denetim mekanizmalarıyla “model” etki yaratır.
1791 Polonya-Litvanya
Avrupa’da modern, ulusal ölçekte kodifiye edilmiş anayasaların “ilk”lerinden. Dört Yıllık Meclis’in ürünü; Kołłątaj ve Potocki gibi isimler öne çıksa da, yine meclis tabanlı kurucu irade baskındır.
1876 Osmanlı: Kanun-ı Esasi
Türkiye tartışmasına gelince: Osmanlı’daki ilk anayasal metin budur ve Midhat Paşa başkanlığındaki komisyonca hazırlanmıştır. Meşrutiyet deneyimi kırılgandı; ama anayasal dilin bu topraklara kurumsal girişi budur. “İlk anayasayı kim hazırladı?” sorusunu Türkiye bağlamında soruyorsanız, cevap: Midhat Paşa ve komisyonu — tek bir kalem değil, siyasal bir koalisyon.
Neden “kim” değil de “kimler”?
Anayasalar, tek kişinin kaleminden çıkmış görünen metinler olsa da arkasında daima güç blokları, ekonomik çıkarlar ve toplumsal baskı grupları vardır. “Kim?” diye sorduğunuzda bu ağ görünmez olur. Üstelik “ilk” diye övdüğünüz metinlerin çoğu, kadınları, köleleri, mülksüzleri ya da belirli etnik/dinsel grupları sistemli biçimde dışlar. Hâlâ “ilk”likle övünmek mi istiyorsunuz, yoksa kimin dışarıda bırakıldığını mı konuşacağız?
Tartışmalı noktalar ve zayıflıklar: Parıltının arka yüzü
- Temsilde adalet sorunu: Erken metinlerin çoğu, seçme-seçilme hakkını mülk ve cinsiyet bariyerleriyle daraltır. “Halk egemenliği” retorik midir?
- Güç yoğunlaşması: Denge-denetim diye sunduğumuz kurgu, pratikte elitler arası bir dengeye mi dönüştü?
- Haklar kataloğunun sınırları: Kağıt üstünde eşitlik, uygulamada istisnalarla delik deşik edilmedi mi?
- Sömürgeci bağlam: “İlk” diye parlatılan örneklerin bazıları, yerli halkların haklarını yok sayarak mı yükseldi?
İlk anayasayı kim hazırladı? — Provokatif sorularla düşün
- Bir metne “ilk” demek, kimin hikâyesini merkezleştiriyor; kimin sesini susturuyor?
- “Kim hazırladı?” diye sormak, kolektif emeği silip “büyük adamlar” panteonuna mı hizmet ediyor?
- Bugün yazacağımız bir anayasa, dünün dışlayıcılıklarını gerçekten aştı mı; yoksa daha rafine biçimde mi tekrar ediyor?
- Osmanlı’daki ilk anayasal deneyimi Midhat Paşa’ya indirgemek, Meşrutiyet’in toplumsal damarlarını görünmez kılmıyor mu?
Son söz: Cevap değil, itiraz bırakıyorum
“İlk anayasayı kim hazırladı?” sorusunu seviyorsanız, buyurun tartışalım; ama önce ölçütlerinizi açık yazın. Benim iddiam net: Bu sorunun tek kişilik bir cevabı yoktur ve “ilk”lik yarışı çoğu zaman politik bir tercihtir. Yine de kriterleri şeffaflaştırırsak, farklı “ilk”lerin neden makul olduğunu görürüz. Asıl mesele, geçmişte kimlerin yazdığı değil; bugün kimin söz hakkına sahip olduğu. Peki, sizin “ilk”iniz kime yarıyor?