HIRSLI, AZİMLİ VE GÜÇLÜ; NAGİHAN KARADERE

Survivor’dan bir azim timsali geçti geçtiğimiz sene… Henüz yaşında bile olmayan kızını bırakarak yarışmaya katılan milli atlet Nagihan Karadere’nin azmini izledik hep birlikte… Küçük yaşlardan itibaren içindeki sporcu ruhu keşfederek hayatını spor üzerine kurgulayan Nagihan Karadere ile spor üzerine dopdolu bir söyleşi ve çekim yaptık.

Röportaj: Aslı TANDOĞAN – Fotoğraf: Can ERİKLİ

Survivor’ın azimli, güçlü ve hırslı yarışmacısı olarak tanıdık onu… Erkeklere taş çıkartan performansıyla bir kadının azminin ne  kadar büyük başarılara imza atabileceğini gösterdi bize Nagihan Karadere… İçindeki koşma isteğini çocukluk yaşlarında keşfederek kendi isteği ile atletizme yönlenen Nagihan Karadere ile spor ve sporla şekillenen hayatı üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Survivor’ın güçlü ve hırslı yarışmacısı olarak tanıyoruz sizi… Ekranlara da yansıyan disiplin, güç ve hırsın arkasında atletizm sporuna gönül vermiş profesyonel bir atlet olmanızın yansımaları kaçınılmaz elbette… Spora nasıl başladınız, sizi atletizme yönlendiren şey ne oldu?

Çok hareketli yerinde duramayan ve koşmayı seven bir çocuktum. Ortaokul 1. sınıftayken beden eğitimi dersinde öğretmenimin yanına gidip ‘ben sporcu olmak istiyorum’ dedim. Önce beni voleybol takımına aldı fakat ben pek mutlu olmadım çünkü atlet olmak istiyordum, koşmayı çok sevdiğimi ve çok başarılı bir koşucu olmak istediğimi dile getirdiğimde beden dersinde koşmamı istedi. Öğretmenim sözde beni izleyip puan verecekti ancak bir süre izledikten sonra beni unuttu, ben de diğer ders başlayana kadar iki saat kadar koştum. Beni yeniden fark ettiğinde “sen hala koşuyor musun” diyerek şaşkınlığını dile getirdi. Bu koşu serüveninin akabinde sanırım azmimden etkilendi ve seni takıma aldım dedi. Sporcu lisansım hemen o hafta çıktı. Bir hafta sonra ilk yarışıma çıktım ve okullar arası yarışmada üçüncü bir sonrakinde ise birinci oldum. Spora başlamam bu şekilde oldu.

Osmaniye’den Balkanlar’a oradan Uzak Doğu’ya doğru uzanan bir başarı öykünüz var. Bu öyküyü bir de sizden dinleyebilir miyiz? Bu yolda size kimler destek oldu?

Kadirli doğumluyum spor hayatım orada başladı. Kısa zamanda büyük gelişim ve başarı gösterince o zamanlar il müdürü olan Sn. Edip Akarsu hocamın önerisiyle 17 yaşında iken Fenerbahçe takımından teklif aldım ve kariyerime orada devam ettim. İyi bir antrenör eşliğinde branşlaştım. 400 metre engelli ve 400 metreye yöneldim kısa zaman sonra Milli Takım’a seçildim ve güzel başarılara imza attım. İlk milli formayı giydiğim 2003 yılında; 400 Metre Engelli’de ‘Gençler Balkan Şampiyonu’ oldum. Aynı yıl Gençler Şampiyon Kulüpler Kupası’nda 400 metre engellide birinci, 400 metrede ikinci oldum. Sonraki yıllarda hem Fenerbahçe forması ile hem milli forma ile başarılarım artarak devam etti. 2006 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda birinci, 2007 Avrupa Kupası (Milli Takım) 400 metre engellide birinci, 4×400 metrede ikinci oldum, ki bu aynı zamanda Türkiye rekoru oldu, 2008 Pekin Olimpiyatları B barajı, 2011 Çin’de Dünya Üniversite Olimpiyatları’nda 400 metre engellide üçüncü, 4×400 metrede ikinci oldum ve aynı yıl olimpiyatları erken (bir yıl önce) geçme başarısı göstererek Londra 2012 Olimpiyatları’nın A barajını geçmiş oldum. Aynı yıl 400 metre büyük bayanlar Türkiye rekorunu kırdım ve 400 metre engelli yarışında 55.09 saniyede koşan ilk ve tek kadın atletim. Kırdığım bazı rekorlar ve dereceler hala bana aittir. Spor kariyerimde ilerlerken gerek Fenerbahçe kulübü olsun gerek milli forma altında yarışırken birçok antrenör bana, azmime ve hırsıma inanarak desteklerini esirgemediler. Şu an teşekkür etmem gereken sayısız insan vardır inanın ama ilk önce olimpiyat barajlarında ve diğer büyük başarılarımda yanımda olan antrenörüm Muharrem Or’a çok teşekkür ederim.

Başlıksız-1

2012 Londra Olimpiyatları’n- da talihsiz bir durum yaşadınız. Profesyonel olarak bu olay sizi nasıl etkiledi?  

Bir yıl boyunca hazırlandığım ve favori olarak gösterildiğim, çok rahat tur atlayıp final koşabileceğim bir yarıştı. O gün çok hastaydım faranjit olmuştum ağzım burnum kulaklarım tıkalı durumdaydı gerek bu sebepler gerek adrenalin ve yarışın verdiği baskı ile hatalı bir çıkış yaptım. Sayısız dünya rekortmeni olan bir atletin Usain Bolt’un kariyerine baktığımızda, onun bile böyle bir talihsizlik yaşadığını görüyoruz. Her sporcunun başına gelebilecek bir olay bu. Çok üzüldüm tabii ki ama bu benim kariyerimde asla bir son olmadı aksine beni kamçıladı. Federasyonum yine bana olan desteğini ve inancını eksik etmedi ve sonraki zamanlarda ülkeme kazandırdığım madalyalarla kendimi affettirdiğime inanıyorum.

Bir sporcu için hırs sizce ne derece gerekli? Bir sporcuyu komple olarak tamamlayacak diğer unsurlar neler?

Sporun her dalında hırs çok önemli ve sonucu direk olarak etkileyen bir faktördür. İstediğiniz kadar yetenekli olun istediğiniz kadar çalışın antrenman yapın eğer hırslı bir yapınız yoksa hiç bir zaman sizden beklenenin üzerine çıkamazsınız. Benim branşımdan örnek verirsek, antrenörler çalıştırdıkları sporcularının kapasitesini bilirler. Bilmedikleri şey ise hırsımızdır. Onlar bizim önümüze bir çıta koyarlar ve daha iyisini yapabilecek miyiz ona bakarlar. Mesela bana antrenörüm Nagihan 60 saniyeyi geçmeyeceksin dediğinde ben 56 saniyede bitirirdim yarışı. Bunu yapmamı sağlayan şey içimdeki hırs ve hep daha iyisini yapma isteğiydi. Bu sebeple beklenenin üzerinde performans veren ve dünya çapında bir sporcu olmak isteyen herkes öncelikle hırslı olmalı diye düşünüyorum. Buna ek olarak spor ahlak, disiplin, özveri ve fedakarlık iyi bir sporcunun olmazsa olmazlarındandır.

Elbette ki kişisel yeteneklerin de büyük rolü var ancak Survivor’da spor disiplininden gelen kişilerin çok daha başarılı olduğunu görüyoruz. Orada en uzun kalan yarışmacılardan biri olarak siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Spor disiplininden gelen kişilerin Survivor parkurlarında daha başarılı olması çok normal çünkü biz hayatımız boyunca çalışmış fiziksel anlamda daha iyi durumda atik, çevik, demir gibi kişileriz buna ek olarak yarış psikolojisine ve baskısına da alışkınız. Dolayısıyla hem fiziksel hem mental anlamda spor yapmayan kişilerle kıyaslanacak olursak 2-0 önde başlıyoruz yarışa ama bu demek değil ki bizi geçemezler, biz yarış kaybetmeyiz. Elbette yarış kaybederiz, ben de adada en uzun kalan kişilerden biri olarak yarış kaybettim muhakkak. Survivor sadece yarış parkurundan ibaret bir yarışma değil, mücadele ettiğiniz başka birçok konu var. Açlık, özlem, ada şartları, birçok insanla aynı yerde bulunmak ve bunların yarattığı metabolizma değişiklikleri ki biz kadınlar hormonel anlamda bunlardan daha çok etkileniyoruz. Normal hayatta üzerinde dahi durmayacağınız basit bir cümle bile orada bir kaosa, büyük tartışmalara sebep olabiliyor. Ama geriye dönüp bakacak olursak spor geçmişim ve başarılarım sayesinde Survivor’da bu kadar başarılı olup etki bırakabildiğime inanıyorum.

Orada fiziksel ve psikolojik olarak sizi en çok zorlayan şey ne oldu?

Kızımdan uzak kalmak, beni en çok o zorladı. Yarışmaya Arven 1 yaşındayken gittim ve 5,5 ay hasret kaldım. İlk adımlarını televizyondan izlettiler bana, inanın çok zordu o anların canlı şahidi olamamak yanında olamamak… Kokusunu özledim diye gizli gizli ağladığımı bilirim adada. Tabii açlık da çok zordu çünkü profesyonel bir sporcu olduğum için hayatım boyunca kendime iyi baktım, sağlıklı ve iyi beslendim. Orada vücudunuza hiç bir şey girmiyor ve vücut alışık olmadığı için etkileniyor ve deforme oluyor. Ama fiziksel olarak mı yoksa psikolojik olarak mı daha çok zorlandınız derseniz ben psikolojik derim.

Birkaç sezon sonra yeniden ada hayatı yaşamak için Survivor’a çağrılırsanız cevabınız ne olur?

Arven’e baktığımda bir daha kızımı bırakamam diye geçiriyorum içimden ama diğer yandan da ele alacak olursak orada gösterdiğim başarı, dayanıklılık, azim birçok insana birçok anneye ve birçok kız çocuğuna örnek olmuş. Sokakta tanımadığım insanlardan aldığım tepkiler, yolda yürürken yanıma gelen annelerin ‘kızımı senin sayende spora yazdırdım, senin gibi güçlü olsun ayaklarının üzerinde dursun ülkesini yabancı platformlarda temsil etsin’ söylemleri bana gurur kaynağı oluyor. Birilerine rol model olmanın mutluluğunu yaşamak çok ayrı bir his. Bunları duydukça anlıyorum ki benim kızımda bundan 10-15 sene sonra televizyonda veya internette annesinin neleri başardığını gördüğünde benimle iftihar edecek ve bir genç kız olarak beni ve benim gibi güçlü kadınları rol model olarak alacak. Kızımın maddi, manevi geleceği için gitmiştim Survivor’a ve yine olsa yine giderim. Ayrıca fiziksel anlamda şampiyonluğu hak eden yarışmacılardan biriydim o yüzden tekrar çağırıldığımda gitmemek hem kendime hem de beni destekleyenlere haksızlık olur diye düşünüyorum.

Yıllarca profesyonel sporla uğraşmış birinin sporsuz bir gün geçirmesi çok zor olsa gerek. Günde kaç saatiniz sporla geçiyor?

Benim için sporsuz bir gün bile olamaz ancak kızım daha 2 yaşında. Birçok anne beni anlayacaktır ki hayatımı ona göre düzenliyorum. Genellikle kardiyo ağırlıklı çalışıyorum ek olarak da pilates yapıyorum. Hiç fırsat bulamasam bile kızımı alıp açık havada yürüyüş yapıyorum.

Atletizm dışında başka hangi sporlara ilginiz var? Bugüne dek yapmak isteyip de yapamadığınız, profesyonel sporu sonlandırdıktan sonra başlarım dediğiniz bir spor dalı var mı?

Profesyonel olarak başka bir dala yönelmek için çok geç, dünya çapında başarılı bir sporcu olmak için küçük yaşta başlamak gerekir.

Ama atletizm dışında ne yapmak isterdiniz derseniz yüzme ve tenis yapmayı çok isterdim. Amatör olarak da yapıyorum zaten.

Spor konusunda gençlere tavsiyeleriniz neler? Kendilerindeki yetenekleri nasıl keşfedebilirler?

Gençlere mutlaka bir sporla iç içe olmalarını tavsiye ediyorum çünkü spor demek disiplin ve sağlık demek. Her anlamda gençlere fayda sağlıyor. Hem kötü ortamlardan ve kötü alışkanlıklarda koruyor hem de sosyalleşmeyi ve farklı kültürleri yakından tanımalarına olanak sağlıyor. Sporla ilgilenenler boş vakitlerini olumlu yönde harcıyor, kendilerini geliştiriyor ve düzenli disiplinli bir hayatları olduğundan ders bakımından da başarılı oluyorlar. Maalesef bilgisayar başında abur cubur yiyerek büyüyen ve genç yaşta obezite gibi hayati tehlikelere yol açacak hastalıklarla tanışan gençleri gördükçe çok üzülüyorum. Hasta olmasalar bile asosyal, sinirli, agresif bireylere dönüşüyorlar. Oysaki spor yapan bir çocuk ilk etapta sosyalleşmeyi, arkadaşlığı, dostluğu dayanışmayı, birliği ve bunların önemini görüyor. Hayata karşı daha donanımlı oluyor.

Kızınız daha çok küçük ama siz kızınızı hangi spora yönlendirmek istersiniz? Şimdiden keşfettiğiniz bir eğilimi var mı mesela?

Arven henüz 2 yaşında ama onu spor salonuna ilk götürdüğümde kucağımdan inip ilk defa gördüğü koşu bandına çıktı. Sanıyorum DNA’sında var atletizm. Ama tabii vücut kas ve kemik gelişimi için öncelikle jimnastiğe ve yüzmeye yönlendireceğim, böylelikle ilerleyen yıllarda kendi istediği branşı seçerken temeli iyi olduğu için zorlanmayacak. Hangisini seçer, hangisinde başarılı olur bunu söylemek için henüz çok erken ama sporun bir dalında onu göreceğimden eminim.

Bundan sonrası için nasıl bir kariyer planlamanız var? Antrenörlük, eğitmenlik yapmak gibi düşünceleriniz var mı?

Yıllarca spor yaptım, ekmeğimi buradan kazandım dolayısıyla bu kapımı kapamam mümkün değil. Zaten Marmara Üniversitesi BESYO mezunuyum. Survivor’dan döndükten sonra kişisel antrenörlük ve eğitmenlik gibi birçok taleple karşılaştım. İlerleyen günlerde pilates stüdyomu açıyorum ki artık taleplere cevap verebileyim. Bunun dışında program teklifleri alıyorum sağlıklı yaşam temalı… Sanıyorum ekran beni sevdi bende ekranı sevdim ve sağlıklı yaşam açısından da televizyon ile her eve girerek daha fazla kişiye ulaşıp hayatlarını etkileyebileceğimize inanıyorum. Günde bir kişi bile benimle kalkıp spor yapsa ne mutlu bana ki hayatlarına sporu aşılayabilmişim demektir. Dizi teklifleri de aldım ancak yaptığım işi en iyi şekilde yapmak hayat felsefem olduğundan öncesinde oyunculuk eğitimi almayı düşünüyorum.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir