KENDİNİ DAHA İYİ VE ZİNDE HİSSET!

0
25

Ece Vahapoğlu deyince herkesin aklında farklı bir profil şekilleniyor. Kimisine göre gazeteci, kimisine göre yazar, kimisine göre ise sunucu… Ancak son dönemde Ece Vahapoğlu’na ait bu farklı profillerin hepsi sportif bir kişilik çerçevesinde şekilleniyor. Son birkaç yıldır sportif kimliği ile ön plana çıkan Ece Vahapoğlu, gerek yazdığı kitapları gerekse yürüttüğü spor elçiliği görevi ile ülkemizde spor konusunda örnek alınacak en doğru isimlerden biri olarak ilk sayımızın konuğu… Şimdi siz de Ece Vahapoğlu ile birlikte iç sesinize kulak verin ve kendinizi daha iyi hissetmek için harekete geçin!

ece-internet-2

Yıllardan bu yana çok yönlü kariyeri ile tanıdığımız Ece Vahapoğlu, son dönemde gerek kendini iyi hissetmek ve fit olmak üzerine yazdığı kitapları, gerekse bir elçi olarak yansıttığı sportif kimliği ile dikkat çekiyor ve kendini iyi hissetmek isteyen herkesi sportif yaşamın derinliklerini keşfetmeye davet ediyor.

Sizi yıllardan bu yana gazetecilikten yazarlığa, sunuculuktan sporculuğa uzanan çok yönlü kariyerinizle tanıdık. Gazetecilik, sunuculuk ve yazarlık derken son dönemde bu profile eklenen sporcu kimliğinizle ön plana çıkmaya başladınız. Bu dönüşüm nasıl oldu?

Üniversite yıllarımdan beri spor yapmakla beraber son beş yılda sportif yaşantım profesyonel mesleğim haline de geldi. Öncelikle altyapımın sağlam olması için Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı HİS Federasyonu’ndan wellness antrenörlük belgemi aldım. Yıllardır kitapları çok okunan bir yazar olarak son 4 kitabımı hep sağlıklı yaşam ve spor üzerine yazdım. Çok okudum, araştırdım, deneyimledim. Ve paylaşıyorum.

İç sesim de beni ceketli ciddi Ece Vahapoğlu’ndan sportif ve neşeli Ece’ye dönüştürdü. Yaptığım işin toplumsal geri dönüşü çok fazla; müthiş bir enerji var. Sunuculuk ve yazarlık hala devam tabii ama sportif kimliğim önde gidiyor artık. Mesleklerim arasında güzel bir sinerji oluştu.

Yoğun temposu olan ve farklı işlerle uğraşan bir kişi olarak spor ve sağlıklı yaşamla ilişkiniz ne zaman ve nasıl başladı?

Adanalı babamın ve Boşnak annemin memleketleri yemek üzerine olsa da küçüklükten beri evde hep sağlıklı ve hafif beslendik. Bol bol salata ve balık yiyerek büyüdük. Yurtdışına üniversite okumaya gittiğimde ancak rahat rahat makarna, Nutella yedim ben. Yine de spor salonuna gittiğim için beslenmeme dikkat ediyordum. İçkiyi hiçbir zaman sevmedim. Alkol ve sigara kullanmadığım için düzenli bir sağlıklı hayat tarzım hep vardı. İşlerimin ve seyahatlerimin yoğunlaşması spor hayatımı etkilemedi; bilakis son yıllarda daha da çok spor yapıyorum. Toplantı randevularımı bile neredeyse spor saatlerime göre ayarlarım. 18 yaşından beri spor yapıyorum ama en fit dönemim son bir senem.

Sağlık Bakanlığı’nın ‘Spor Elçiliği’ görevini de başarıyla yürütüyorsunuz. Bakanlıkla birlikte nasıl projelere imza atıyorsunuz?

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın bir nevi arka bahçesi olan Türkiye Herkes İçin Spor Federasyonu’nun beş yıldır proje başkan vekili ve sözcüsüyüm. Bu sene de Sağlık Bakanlığı’nın ‘Hareket Her Yerde’ projesinin sunucusu oldum. Toplumun her kesimine, her yaşta spor kültürünü aşılamak için oluşturulan yeni bir proje bu. Çok heyecan ve gurur duydum. Ayrıca Aile Bakanlığı’na da sağlıklı yaşam seminerleri veriyorum ve projelerine destek oluyorum. Özel işlerimin yanı sıra böyle büyük ve resmi kurumlarla çalışmak da daha emin adım atmamı ve ince eleyip sık dokumamı sağlıyor.

Zor olmuyor mu bu kadar işi bir arada yürütmek? Wellness ve sporun faydaları, zindelik ve dinamizm olarak tam da burada ortaya çıkıyor olsa gerek…

Bazen zihin yorgunluğu oluyor tabii. Aynı anda bir çok konuyu düşünmek yorabiliyor. Ancak zihnim karar verdi mi bedenim itaat ediyor. Hızlı düşünüp, hemen harekete geçen bir yapım olduğu için zaman yönetimimi iyi yapıyorum. Sporun, sağlıklı yaşamın ve iyi uykunun da etkileri var elbette. İyi hissettiğimde her şeyi yapabilirmişim gibi geliyor. Çalışmaktan, üretmekten kaçmam. Proje insanıyım. Sürekli projeler düşünür ve hayata geçiririm. Çalışmak ve koşturmak beni zinde tutuyor. İşleyen demir ışıldar.

Son kitaplarınız “Ece Gibi Hisset” ve “21 Günde İyi Hisset”in temaları hep ‘hissetmek’ üzerine… Ülkece kendimizi iyi hissetmeye ihtiyacımız olduğu şu günlerde bize kendimizi iyi hissettirecek birkaç tüyo verebilir misiniz?

İletişimde hislerin ne kadar önemli olduğunu idrak ettim. Son iki kitabımın başlıklarını düşünürken de duygular ağır bastı ve ‘hisset’ kelimesi üzerinden gittim. Hepimiz iyi hissetmek istiyoruz. Bireysel ve toplumsal olarak. İyi hissetmek içten başlar. Derin nefesler almak her an kurtarıcıdır. Gün içinde kendine, ruhuna, özüne birkaç dakika ayırmak iyi gelecektir. Sonsuz kaynağında hep güvende olduğunu hatırlarsan hiçbir şeyi dert etmeye çok zamanını vermezsin. Daha çabuk toparlarsın. Sağlıklı yaşamak ve sağlıklı kararlar almak için de huzurlu ve enerjik hissetmek gerekli.

Çoğumuzun zamansızlıktan yakınarak ertelediği veya geri plana attığı sporu siz, yaşam tarzınız haline getirmiş durumdasınız. Bu yoğun tempoda bunu nasıl başardınız, daha da önemlisi nasıl sürdürebilir kıldınız?

Pozitif sonuçlarını gördüğünüz ve iyi hissettiğiniz bir şeyi bırakmak istemiyorsunuz. Derdin mi var, spor yap geçer. Kilon mu fazla, spor yap geçer. Sakinleşmek mi istiyorsun, spor yap geçer. Spor her derde deva bence. Müthiş bir enerji oluşuyor. Spor yapmamak için bahanem olmaz. Yoğun tempo, yaş gibi kavramlar zihnin kısıtlayıcıları. Kendinizi motive ederseniz istikrarla sürdürürsünüz. Alışkanlık haline gelmesi için de ilk başta en az 21 gün, 21 kez, spor yapın. Spora alışınca zaten bırakamazsınız. En güzel bağımlılık spor!

Sayılarla ifade etmeyi seviyorsunuz. Neden 21 gün peki? 21 günde iyi hissetmek ve 60 günde ideal bir vücuda kavuşmak mümkün mü?

Semboller ve rakamlar hep ilgimi çekmiştir. Mistik semboller hele, beni benden alır. 21’in hayatımda özel bir yeri var. Sayı olarak estetik geliyor o ayrı. Alışkanlıkları dönüştürmek için gereken bilimsel süre 21 tekrar, yani 21 gün. Yeni bir alışkanlık kazanmak için onu 21 gün boyunca yapmak işi kolaylaştırır, bir kremin bile cildinize iyi gelmesi için en az 21 kez kullanmanız gerekir. İyi hissetmek için de karar verin ve 21 gün sağlıklı beslenin, spor yapın ve meditasyonlarla zihninizi farklı şekilde çalıştırın. 21 gün felsefesini kitabımda günlük şeklinde uyguladım. 21 gün boyunca ne yediğini, ne spor yaptığını hepsini yazıyorsunuz. Ayrıca, butik bir çalışma olan 21 günlük fitleşme ve zayıflama kampı da yapıyorum. Küçük özel gruplara 21 gün boyunca hem spor yaptırıyor hem de evlerine sağlıklı yemekler gönderiyorum.

60 gün de spor ile kasların gözle görülür biçimde değişmesi için gereken süre. Yani düzenli spor yaparak 2-3 ayda vücut şeklinizi değiştirmeye başlarsınız.

ece-internet-3

Sizce Türk insanın sağlıklı yaşam konusundaki eksiklikleri neler?

Her şeyi kolay yoldan pat diye istiyoruz. Hemen zayıflayalım, fit olalım, zengin olalım, şöhret gelsin vs. gibi… Oysa kısa yoldan kazanıldığı sanılan şeyler kalıcı değildir. Bir günde fit olunmaz. Ama karar verirsin, kendine inanırsın, başaracağım dersin ve zaman ayırıp çalışırsın. O zaman kalıcı sonuç gelir.

Bir de çok fazla doğru sanılan yanlışlar var. Mesela, akşam saatlerinde TV karşısında meyve yemek gibi… Meyve güneş battıktan sonra yenirse tıpkı şeker yemişçesine pankreasınızın insülin salgılamasına, zor sindirime ve bedeninizde yağ olarak depolanmaya sebep olur.

Ayrıca çok hızlı yemek yiyoruz. Adeta yutuyoruz. Halbuki doğrusu, yavaş yavaş yemek, uzun uzun çiğnemektir. Yemeğin tadını almak, midemize ağızdan başlayarak yardımcı olmaktır.

Bu işe gönül vermiş, hatta mesleğe dönüştürmüş biri olarak sizce sporla çok fazla ilgisi olmayan biri sağlıklı yaşama nereden ve nasıl başlamalı? Üzerimizdeki ataleti atmak ve tembellikten kurtulmak için neler yapmalı?

Sonucunda nasıl fit bir vücuda sahip olacağını, kıyafetlerin çok daha iyi yakışacağını, enerjinin iyi yönde değişeceğini, sağlık bulacağını, gençleşeceğini, yüzüne kocaman bir gülümseme yerleşeceğini hayal ederek işe başlanabilir. Bir tembellik hastalığı olan ataleti atmanın bence en iyi yolu, kendini sorgulamak ve kendine ne yaptığını sormakla başlar. Kendinle gerçekten yüzleşebilirsen o ilk adımı atarsın. Önce kendini sevdiğini ve sana emanet olan bu geçici bedene iyi bakman gerektiğini ruhuna hatırlat. Fit insanların fotoğraflarına bakmak, belki sosyal medyada motive edici hesapları takip etmek de faydalı olacaktır. Beni takip edenlerden biliyorum; koşuya başlayanlar, fazla kilolarını verenler o kadar çok ki…

Eğer kendinizi tek başınıza disipline edip sağlıklı yaşamaya başlayamıyorsanız, kendinize bir ‘suç ortağı’ bulun. Bir arkadaşınız, ailenizden bir fert, eşiniz, sevgiliniz, çocuğunuz, iş arkadaşınız yoldaşınız olabilir. Birbirinize söz verin ve nasıl bir yol izleyeceğinizi belirleyin. Spor yapmak için saatler belirleyip ajanda oluşturun.

İdeal vücut için sizden birkaç küçük ipucu alabilir miyiz? Sporun yanı sıra yeme alışkanlıklarımız konusunda bir disipline olmak sanırım bu konuda oldukça etkili…

İdeal fit bir beden ve zihin için sağlıklı beslenme, düzenli spor, bol su içmek, meditasyon yapmak hepsi bütünsel bir harmanda yaşam tarzı olmalı. Fit bir vücut bir günde yaratılmaz. İstikrar ve alışkanlık gerektirir. Fit bir beden için yüzde 70 beslenme, yüzde 30 spor orantısı etkilidir. Dümdüz bir karın için istediğin kadar mekik çek, doğru beslenmezsen yağ yakamaz, ödem atamaz, kas yapamazsın.

Tüm bu disiplin içinde sizin hayır diyemediğiniz bir yemek var mı? Arada tatlı kaçamaklarınız oluyor mu?

Siyah çikolataya hayır demem. Evde sehpamda dünyanın farklı yerlerinden çeşitli kakao oranlarında çikolatalar vardır. Hepsi bitter çikolata. Canım çekince günde sadece bir parmak yerim. Bir de sütlü bir tatlı olan karamelli trileçeye bayılıyorum.

Günde kaç saatiniz sporla geçiyor? Sporsuz geçen bir gününüz oluyor mu?

Haftanın altı günü, günde ortalama bir saat, spor yapıyorum. Saatlerce uzun uzun, kasları gereksiz yere yoran, spor yapmaya gerek yok. Her gün farklı spor yaparak çeşitlendiriyorum. Her gün farklı kas gruplarına ve güçlendirme, esnetme gibi farklı dinamiklere yönelik sporlar yapıyorum. Haftada bir veya iki gün açık havada koşarım. Yine haftada iki gün yoga ve pilates yaparım. Diğer günleri de fonksiyonel fitness’a ayırırım. Yazın keyif için yüzerim. Yani, farklı spor dallarını kombinleyerek egzersiz yaparım. Açık havada koşarım, spor salonunda fitness yaparım, yoga yaparım. Koşan kişilere kesinlikle yoga ve pilates gibi kas esnetici sporları öneririm. Haftada bir gün de dinlenme günüm.

Bir de ‘Online Mucizeler Kursu’ isimli bir programınız var. İsmi oldukça ilgi çekici… Online Mucizeler Kursu ile neyi hedefliyorsunuz?

İçinde ‘mucize’ geçmesi herkesi ve beni etkiliyor. İki yıl önce katıldığım bir kurstu ve bitirir bitirmez başka bir eğitim alarak ben de kursun liderlerinden oldum. Dünyada da rağbet gören online bir düşünce kursu. Var olan bilgiyi kanal olup paylaşmak üzerine kurulu… 365 gün sürüyor. Bu süre sizi korkutmasın; her sabah güne kadim bir cümle ile başlamak hayatınızı kolaylaştırıyor.

Online bir kurs; haftada bir dersleri internet üzerinden anlatıyorum. İlk ders verdiğim gruptaki 30 katılımcının hayatlarında öyle değişiklikler oldu ki… Kimi işinden istifa edip hayalindeki eğitimi almaya yurtdışına gitti, kimi onu aldatan ve huzursuz eden kocasını bırakabilip yüklerinden kurtuldu, kimi ortaklarından ayrılıp şirketini tek başına büyüttü, kimi boşanmak üzereyken karısına yeniden aşık olup evliliğini kurtardı, kimi koşmaya başlayıp maratoncu oldu, kimi sağlık problemlerini doğal yolla çözdü, kimi birkaç beden inceldi… Kimi de sadece akışa teslim olmayı öğrendi ve mevcut durumdan hoşnutluğun keyfini sürmeyi…

ece-internet-4

Bu kadar meslek arasından size en keyif veren uğraşınız hangisi? Olmazsa olmazınız; yazmak mı spor mu hangisi daha rahatlatıcı?

Son yıllarda tabii spor çok zevk veriyor. Spor etkinlikleri yaparken bir yandan sosyal medyada da paylaşıyorum. Aslında hem spor yapıyorum hem yazıyorum. İkisi de içimi dökmek. Ama ne sunuculuğu, ne yazarlığı ne de sporu bırakmak istemem. Birini seç deseler, hayat boyu yazarlık yapabilirim. Dünyanın her yerinde, her yaşta yazabilirim.

Yeniliklere açık, sürprizlerle dolu bir insan olarak bize yeni projelerinizden bahseder misiniz?

Bende projeler bitmez. Kaç zamandır benden istenen ve beklenen, kendi markamı oluşturma fikri nihayet hayata geçiyor. Çeşitli markalarla işbirliklerim olmuştu. Ama artık daha detaylı ve kapsamlı kendi markam üzerine çalışıyorum. Resmi kurumlar ve markalarla spor işbirlikleri devam ediyor. Yeni güzel projeler de geliyor. Koşmaya ve yarışlara gitmeye de devam ediyorum.

Bu sürprizlerden biri yakın zamanda piyasaya çıkacak olan spor koleksiyonunuz olmalı… Kendi markanızı yaratma fikri nasıl doğdu?

Birkaç yıldır aklımda olan ama doğru zamanı beklediğim bir şeydi, kendi spor koleksiyonumu çıkarmak. Aylardır üzerinde çalışıyoruz. Gecem gündüzüm markamın detaylarını düşünmekle geçiyor. Her şeyi gözlemliyorum. Kanallarım açık, ilham perim benimle…

İşim ve sportif yaşantım gereği neredeyse tüm spor markalarıyla çalıştım; hepsinin ürünlerini giydim, denedim. Ama “işte şu marka tam beni yansıtıyor, bütün ürünleri süper” dediğim bir marka olmadı. Çoğu köklü, iyi, güvenilir marka ama kullanıcı olarak hep fikirlerim, zihnimin bir köşesinde önerilerim vardı.

Bu yüzden kendi spor markamda, aktif spor yapan biri olarak, vücut hatlarımızı en iyi gösteren modeller, belirli bölgelere destekler, yaşam enerjisi veren renkler ve desenler üzerine kafa çalıştırdım. Ben nasıl spor kıyafetler giymek isterdim; tamamen onun üstünden gittik. Tayt nasıl olmalı, atletin içi nasıl olmalı, askılar nasıl olmalı, renk kombinasyonları nasıl olmalı, terletmeyen iyi kumaşlar nasıl seçilmeli ve pahalı olmamalı gibi her şey düşünüldü.

Son olarak hayat felsefenizi öğrenebilir miyiz?

Canın ne istiyorsa onu yapmak. Özündeki kutsal kaynaktan gelen sesi duyabilerek hareket etmek. Bu dünya ‘yapma’ alanı. Çalışmaktan geçiyor. Her adımında bencilce değil, evrenin hayrına olanı algılamaya çalışarak yaşamak gerekiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here